Sabah erken saatlerde bir şehir merkezinden geçtiğinizde aslında o şehrin nasıl yaşadığını görürsünüz.
Kepengini kaldıran esnafı, okula yetişmeye çalışan öğrenciyi, işe giden memuru, ekmek almak için fırının yolunu tutan insanları...
Hakkâri’de de hayat her sabah böyle yeniden başlıyor.
Belki büyük şehirlerde sıradan görülebilecek bu görüntülerin burada başka bir anlamı var. Çünkü küçük şehirlerde insanlar yalnızca aynı sokakları kullanmıyor; çoğu zaman birbirlerinin hayatlarına da tanıklık ediyor.
Bir esnaf müşterisinin adını biliyor.
Mahalledeki çocuk büyüdüğünde onu yıllardır aynı yerde çalışan berber tanıyor.
Bir dükkâna girdiğinizde alışverişten önce hâl hatır soruluyor.
Bunlar ekonomik istatistiklerde görünmeyebilir.
Ama bir şehri şehir yapan şeylerin önemli bir kısmı tam da bunlardır.
Küçük esnaf yalnızca ticaret yapmıyor
Bir mahalle bakkalını düşünün.
Onu yalnızca ürünlerin satıldığı küçük bir işletme olarak görürsek hikâyenin yarısını kaçırırız.
Bazen yaşlı bir insanın birkaç dakikalık sohbet ettiği yerdir.
Bazen okuldan dönen çocuğun uğradığı ilk dükkândır.
Bazen mahallede olup bitenin öğrenildiği noktadır.
Aynı durum fırın, berber, terzi, lokanta ve yıllardır aynı sokakta faaliyet gösteren diğer işletmeler için de geçerli.
Elbette şehir değişecek.
Yeni işletmeler açılacak, alışveriş alışkanlıkları dönüşecek, internet üzerinden satış daha fazla hayatımıza girecek.
Bunlara karşı çıkmanın bir anlamı yok.
Fakat değişirken şehirlerin kendine özgü ilişkilerini tamamen kaybetmemesi gerektiğini düşünüyorum.
Çünkü her yer birbirine benzemeye başladığında şehirlerin ruhu da yavaş yavaş kayboluyor.
Hakkâri değişirken neyi koruyacak?
Bugün Hakkâri eski Hakkâri değil.
Yollar değişiyor, yapılar yenileniyor, yeni işletmeler açılıyor, gençlerin beklentileri farklılaşıyor.
Yarın daha da farklı olacak.
Olması da gerekiyor.
Ancak gelişmenin yalnızca daha büyük binalar, daha geniş yollar ve daha fazla araç anlamına gelmediğini unutmamalıyız.
Bir şehir gelişirken yürünebilir sokaklara, insanların oturabileceği alanlara, çocukların güvenle vakit geçirebileceği yerlere ve küçük işletmelerin yaşayabileceği bir ekonomik ortama da ihtiyaç duyar.
Şehrin merkezini yalnızca araçların geçtiği bir güzergâh olarak görürsek insanı ikinci plana atmış oluruz.
Oysa şehir insana göre kurulmalıdır.
Esnafın ışığı sönerse sokak da sessizleşir
Ekonomik sıkıntıların en hızlı hissedildiği yerlerden biri küçük işletmelerdir.
Bir dükkânın kapanmasını bazen yalnızca ticari bir sonuç olarak görüyoruz.
Oysa yıllardır aynı noktada bulunan bir işletmenin kapanması, o sokağın hafızasından küçük bir parçanın da kaybolması anlamına gelebilir.
Elbette her işletmenin sonsuza kadar açık kalması mümkün değil.
Ekonominin doğal bir değişimi var.
Fakat yerel ekonominin güçlü olması şehir için önemlidir. Kazancını aynı şehirde harcayan, yanında insan çalıştıran ve yıllardır aynı çevreye hizmet veren işletmeler aynı zamanda yerel yaşamın devamlılığına katkı sağlar.
Bu nedenle esnafın sorunlarını konuşmak yalnızca esnafın meselesini konuşmak değildir.
Şehrin ekonomisini konuşmaktır.
Bazen gelişmek, sahip olduğumuzu kaybetmemektir
Hakkâri’nin geleceği hakkında konuşurken büyük projelerden söz etmek elbette gerekli.
Yeni yatırımlar gelsin.
İstihdam artsın.
Ulaşım kolaylaşsın.
Gençlere daha fazla imkân sunulsun.
Şehir büyüsün.
Fakat bütün bunlar olurken elimizde zaten bulunan bazı değerleri de korumamız gerekiyor.
Komşuluğu.
Dayanışmayı.
Yerel esnafı.
Mahalle kültürünü.
İnsanların birbirini tanıdığı o küçük şehir sıcaklığını...
Çünkü modern bir şehir olmak ile kendi kimliğini korumak birbirinin karşıtı değildir.
Asıl başarı ikisini birlikte yapabilmektir.
Belki yıllar sonra bugünün Hakkâri’sine baktığımızda birçok bina değişmiş, bazı caddeler tamamen yenilenmiş olacak.
Fakat umarım değişmeyen bir şey kalır:
Bir dükkâna girdiğimizde alışverişten önce birbirimize hâlâ,
“Hoş geldin, nasılsın?”
diyebilmek.
Çünkü bazen bir şehrin zenginliği, sahip olduğu yapılardan önce insanların birbirine nasıl davrandığında saklıdır.Sabah erken saatlerde bir şehir merkezinden geçtiğinizde aslında o şehrin nasıl yaşadığını görürsünüz.
Kepengini kaldıran esnafı, okula yetişmeye çalışan öğrenciyi, işe giden memuru, ekmek almak için fırının yolunu tutan insanları...
Hakkâri’de de hayat her sabah böyle yeniden başlıyor.
Belki büyük şehirlerde sıradan görülebilecek bu görüntülerin burada başka bir anlamı var. Çünkü küçük şehirlerde insanlar yalnızca aynı sokakları kullanmıyor; çoğu zaman birbirlerinin hayatlarına da tanıklık ediyor.
Bir esnaf müşterisinin adını biliyor.
Mahalledeki çocuk büyüdüğünde onu yıllardır aynı yerde çalışan berber tanıyor.
Bir dükkâna girdiğinizde alışverişten önce hâl hatır soruluyor.
Bunlar ekonomik istatistiklerde görünmeyebilir.
Ama bir şehri şehir yapan şeylerin önemli bir kısmı tam da bunlardır.
Küçük esnaf yalnızca ticaret yapmıyor
Bir mahalle bakkalını düşünün.
Onu yalnızca ürünlerin satıldığı küçük bir işletme olarak görürsek hikâyenin yarısını kaçırırız.
Bazen yaşlı bir insanın birkaç dakikalık sohbet ettiği yerdir.
Bazen okuldan dönen çocuğun uğradığı ilk dükkândır.
Bazen mahallede olup bitenin öğrenildiği noktadır.
Aynı durum fırın, berber, terzi, lokanta ve yıllardır aynı sokakta faaliyet gösteren diğer işletmeler için de geçerli.
Elbette şehir değişecek.
Yeni işletmeler açılacak, alışveriş alışkanlıkları dönüşecek, internet üzerinden satış daha fazla hayatımıza girecek.
Bunlara karşı çıkmanın bir anlamı yok.
Fakat değişirken şehirlerin kendine özgü ilişkilerini tamamen kaybetmemesi gerektiğini düşünüyorum.
Çünkü her yer birbirine benzemeye başladığında şehirlerin ruhu da yavaş yavaş kayboluyor.
Hakkâri değişirken neyi koruyacak?
Bugün Hakkâri eski Hakkâri değil.
Yollar değişiyor, yapılar yenileniyor, yeni işletmeler açılıyor, gençlerin beklentileri farklılaşıyor.
Yarın daha da farklı olacak.
Olması da gerekiyor.
Ancak gelişmenin yalnızca daha büyük binalar, daha geniş yollar ve daha fazla araç anlamına gelmediğini unutmamalıyız.
Bir şehir gelişirken yürünebilir sokaklara, insanların oturabileceği alanlara, çocukların güvenle vakit geçirebileceği yerlere ve küçük işletmelerin yaşayabileceği bir ekonomik ortama da ihtiyaç duyar.
Şehrin merkezini yalnızca araçların geçtiği bir güzergâh olarak görürsek insanı ikinci plana atmış oluruz.
Oysa şehir insana göre kurulmalıdır.
Esnafın ışığı sönerse sokak da sessizleşir
Ekonomik sıkıntıların en hızlı hissedildiği yerlerden biri küçük işletmelerdir.
Bir dükkânın kapanmasını bazen yalnızca ticari bir sonuç olarak görüyoruz.
Oysa yıllardır aynı noktada bulunan bir işletmenin kapanması, o sokağın hafızasından küçük bir parçanın da kaybolması anlamına gelebilir.
Elbette her işletmenin sonsuza kadar açık kalması mümkün değil.
Ekonominin doğal bir değişimi var.
Fakat yerel ekonominin güçlü olması şehir için önemlidir. Kazancını aynı şehirde harcayan, yanında insan çalıştıran ve yıllardır aynı çevreye hizmet veren işletmeler aynı zamanda yerel yaşamın devamlılığına katkı sağlar.
Bu nedenle esnafın sorunlarını konuşmak yalnızca esnafın meselesini konuşmak değildir.
Şehrin ekonomisini konuşmaktır.
Bazen gelişmek, sahip olduğumuzu kaybetmemektir
Hakkâri’nin geleceği hakkında konuşurken büyük projelerden söz etmek elbette gerekli.
Yeni yatırımlar gelsin.
İstihdam artsın.
Ulaşım kolaylaşsın.
Gençlere daha fazla imkân sunulsun.
Şehir büyüsün.
Fakat bütün bunlar olurken elimizde zaten bulunan bazı değerleri de korumamız gerekiyor.
Komşuluğu.
Dayanışmayı.
Yerel esnafı.
Mahalle kültürünü.
İnsanların birbirini tanıdığı o küçük şehir sıcaklığını...
Çünkü modern bir şehir olmak ile kendi kimliğini korumak birbirinin karşıtı değildir.
Asıl başarı ikisini birlikte yapabilmektir.
Belki yıllar sonra bugünün Hakkâri’sine baktığımızda birçok bina değişmiş, bazı caddeler tamamen yenilenmiş olacak.
Fakat umarım değişmeyen bir şey kalır:
Bir dükkâna girdiğimizde alışverişten önce birbirimize hâlâ,
“Hoş geldin, nasılsın?”
diyebilmek.
Çünkü bazen bir şehrin zenginliği, sahip olduğu yapılardan önce insanların birbirine nasıl davrandığında saklıdır.
